Aşure Ayı Neden Önemlidir? Bir Siyaset Bilimi Perspektifi
Toplumlar tarih boyunca pek çok önemli dönemi ve günü anlamlandırmak için çeşitli ritüeller geliştirmiştir. Bu ritüellerin birçoğu, toplumsal yapıyı ve güç ilişkilerini yeniden üretir, bireylerin kimliklerini ve değerlerini pekiştirir. Aşure ayı da, bu türden önemli günlerden biridir. Ancak Aşure ayının dini ve kültürel anlamlarının ötesinde, siyasal bir perspektiften ele alındığında, bu ayın toplumsal düzeni, iktidarı ve yurttaşlık ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini de görmek mümkündür.
Aşure ayı, özellikle İslam dünyasında önemli bir yer tutarken, tarihsel bağlamı ve toplumsal anlamları, güç ilişkilerinin ve meşruiyetin nasıl işlediğini anlamamız için bir araç sunar. Aşure, sadece bir ibadet dönemi olmanın çok ötesinde, iktidar yapılarını, toplumsal eşitsizlikleri ve halkın katılımını sorgulayan bir dönemi de simgeler. Bu yazıda, Aşure ayının siyasal boyutlarını, kurumlar, ideolojiler, demokrasi ve yurttaşlık kavramları çerçevesinde ele alacağız.
Aşure Ayı ve İktidar İlişkileri
Aşure ayının siyasal anlamı, çoğunlukla İslam dünyasında Kerbela Olayı’yla ilişkilendirilir. 680 yılında, Kerbela’da Hz. Hüseyin ve yanındakilerin, Yezid’in zulmüne karşı verdikleri direniş, İslam tarihinin önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu olay, sadece bir dini tarihsel hadise değil, aynı zamanda iktidar ve adalet anlayışının, toplumsal eşitsizliklerin, ve halkın katılımı üzerine derinlemesine bir sorgulamadır. Aşure, her yıl bu olayın hatırlanmasıyla, iktidarın meşruiyetinin sorgulandığı, halkın güç ilişkileri karşısındaki duruşunun yeniden gözden geçirildiği bir dönemi işaret eder.
Siyaset bilimi çerçevesinden bakıldığında, Kerbela’nın bir simge olarak kullanılması, halkın karşılaştığı despotik iktidarlara karşı gösterdiği direnişi ve eşitsizliğe karşı geliştirdiği toplumsal reaksiyonu temsil eder. İktidar ilişkileri açısından Aşure ayı, bir yandan halkın kendisini temsil eden bir liderin ardında birleşmesini sağlarken, diğer yandan bu tür direnişlerin, iktidarın meşruiyetini sorgulayan dinamikleri ortaya koyar. Kerbela, toplumsal eşitsizliklerin ve güç hiyerarşilerinin nasıl tekrarladığına dair güçlü bir eleştiridir.
Kurumlar, İdeolojiler ve Meşruiyet
Aşure ayı, kurumlar ve ideolojilerin meşruiyetini sorgulayan bir gelenek olarak da okunabilir. Modern siyasal yapılar, genellikle toplumun kabul ettiği meşruiyet çerçevesi etrafında şekillenir. Ancak Aşure, bu meşruiyetin, halkın kolektif hafızasında ve eylemlerinde nasıl şekillendiğini gösteren bir örnek sunar. Yezid’in hükümetinin meşruiyeti, tarihsel bağlamda halkın onayına dayanmıyordu; dolayısıyla Aşure, meşruiyetin sadece resmi güçlerin dikte ettiği bir şey olmadığını, aynı zamanda halkın direnişiyle şekillenen bir kavram olduğunu ortaya koyar.
İdeolojik düzeyde de Aşure ayı, halkın, belirli bir ideolojiye dayalı olarak tek bir iktidara karşı birleşmesinin simgesidir. Hz. Hüseyin’in direnişi, bir ideolojinin egemenliğini sorgulayan, aynı zamanda halkın bu egemenliğe karşı vereceği cevabı şekillendiren bir anlam taşır. Aşure, toplumsal yapılar içinde var olan gücü ve ideolojik hâkimiyeti sorgulayan bir olaydır. O yüzden Aşure ayı, sadece bir dini hatırlama değil, aynı zamanda ideolojik ve siyasal bir yeniden doğuşun ve direnişin zamanıdır.
Demokrasi, Yurttaşlık ve Katılım
Aşure ayının toplumsal etkilerinden biri de, halkın katılımını ve yurttaşlık bilincini uyandırmasıdır. Aşure’nin hatırlanması, halkın sadece bir tarihsel olayı anmakla kalmayıp, aynı zamanda bu olayın siyasal mesajlarını günümüzdeki toplumsal dinamiklere nasıl aktarabileceğini düşündüğü bir dönemi simgeler. Demokrasi kavramı, temelde halkın iradesinin iktidarda etkili olabilmesi ilkesine dayanır. Ancak Aşure, bu kavramı daha da ileriye taşıyarak, halkın iradesinin sadece seçimle değil, aynı zamanda toplumsal eylemlerle, direnişle ve meşruiyetin sorgulanmasıyla şekillendiğini gösterir.
Kerbela’dan alınan dersler, halkın kendi iradesini ifade etme biçimlerini de güçlendirir. Bir yandan iktidarın mutlak egemenliğine karşı bir başkaldırı olarak şekillenen bu tarihsel olay, bir yandan da halkın sesini duyurabilmesi, kendi kimliğini ve haklarını savunabilmesi için katılımın ne denli önemli olduğunu vurgular. Aşure, halkın demokratik süreçlerde sadece oy kullanmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal değişim ve adalet için de sesini yükseltebilmesi gerektiğinin altını çizer.
Aşure Ayı ve Günümüz Siyasi Gerçeklikleri
Günümüz siyasetinde, Aşure ayının toplumsal etkileri hala önemli bir yere sahiptir. Örneğin, Ortadoğu’daki birçok ülkede, Aşure, iktidarın zulmüne karşı bir direnişin simgesi haline gelmiştir. 2011’deki Arap Baharı, halkın iktidara karşı sesini yükselttiği bir dönemi işaret ederken, Aşure de bu direnişin toplumsal hafızasında önemli bir yer edinmiştir. Halk, Aşure’yi hem geçmişin bir hatırlatması olarak görmüş hem de kendi haklarını ve özgürlüklerini savunmak için bir araç olarak kullanmıştır.
Türkiye’de de Alevi toplumu, Aşure’yi bir toplumsal birlik ve dayanışma günü olarak kutlarken, aynı zamanda bu ritüel, iktidarın baskılarına karşı bir direnç biçimi olarak da anlam kazanır. Aşure, toplumsal bir kutlama olmaktan öte, iktidara karşı bir hak arayışının, eşitsizliklere karşı bir meydan okumanın ifadesi haline gelir. Bu bağlamda, Aşure ayının toplumsal etkisi, ideolojiler arasındaki mücadeleyi ve demokratik katılımın sınırlarını tekrar sorgulamamıza olanak tanır.
Sonuç: Aşure Ayı Üzerine Düşünceler
Aşure ayı, sadece dini bir anlam taşımaktan çok, güç ilişkileri, iktidar, meşruiyet, ve yurttaşlık gibi temel kavramlarla derinden bağlantılıdır. Toplumlar, Aşure gibi tarihsel ve kültürel ritüeller üzerinden sadece geçmişi değil, aynı zamanda geleceği de inşa ederler. Aşure, bize iktidarın yalnızca baskıyla değil, halkın eylemleriyle de şekillendiğini, toplumsal düzenin yeniden üretildiğini ve yurttaşlık bilincinin her an güçlendirilebileceğini hatırlatır.
Peki, sizce Aşure ayı, sadece bir dini anma günü mü yoksa toplumsal değişim için bir fırsat mıdır? İktidar ve meşruiyetin halk tarafından nasıl sorgulanabileceği konusunda bu tür ritüellerin rolü nedir? Aşure ayının çağdaş siyasal olaylarla olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?